بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿1﴾
lâ uḳsimü bihâẕe-lbeled.
Andolsun bu beldeye,
Şehir · 20 ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿1﴾
lâ uḳsimü bihâẕe-lbeled.
Andolsun bu beldeye,
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَـٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿2﴾
veente ḥillüm bihâẕe-lbeled.
Ki sen bu beldedesin,
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ ﴿3﴾
vevâlidiv vemâ veled.
Ve andolsun babaya ve ondan meydana gelen çocuğa,
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ فِى كَبَدٍ ﴿4﴾
leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî kebed.
Biz, insanı ( yüzyüze geleceği nice ) zorluklar içinde yarattık.
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ ﴿5﴾
eyaḥsebü el ley yaḳdira `aleyhi eḥad.
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا ﴿6﴾
yeḳûlü ehlektü mâlel lübedâ.
" Pek çok mal harcadım " diyor.
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ﴿7﴾
eyaḥsebü el lem yerahû eḥad.
Kimse onu görmedi mi sanıyor?
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ ﴿8﴾
elem nec`al lehû `ayneyn.
Biz ona iki göz vermedik mi?
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ ﴿9﴾
velisânev veşefeteyn.
Bir dil ve iki dudak,
وَهَدَيْنَـٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ ﴿10﴾
vehedeynâhü-nnecdeyn.
Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik.
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ ﴿11﴾
fele-ḳteḥame-l`aḳabeh.
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ ﴿12﴾
vemâ edrâke me-l`aḳabeh.
O sarp yokuş nedir bilir misin?
فَكُّ رَقَبَةٍ ﴿13﴾
fekkü raḳabeh.
Köle azat etmek,
أَوْ إِطْعَـٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ ﴿14﴾
ev iṭ`âmün fî yevmin ẕî mesgabeh.
Veya açlık gününde yemek yedirmektir,
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ ﴿15﴾
yetîmen ẕâ maḳrabeh.
Yakınlığı olan bir yetime.
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ ﴿16﴾
ev miskînen ẕâ metrabeh.
Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ ﴿17﴾
ŝümme kâne mine-lleẕîne âmenû vetevâṣav biṣṣabri vetevâṣav bilmerḥameh.
Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ﴿18﴾
ülâike aṣḥâbü-lmeymeneh.
İşte bunlar sağdakilerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا هُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ﴿19﴾
velleẕîne keferû biâyâtinâ hüm aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Ayetlerimizi inkar edenler ise işte onlar soldakilerdir,
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ ﴿20﴾
`aleyhim nârum mü'ṣadeh.
Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.
Arapça Osmanî metin değiştirilmeden Tanzil Project sürüm 1.1’den alınmıştır. Türkçe anlam Diyanet Vakfı meali, okunuş Muhammet Abay çeviriyazısıdır. Meal, Kur’an metninin yerine geçmez.
Tanzil kaynağını aç ↗