بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا ﴿1﴾
vennâzi`âti garḳâ.
Söküp çıkaranlara, andolsun;
Söküp çıkaranlar · 46 ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا ﴿1﴾
vennâzi`âti garḳâ.
Söküp çıkaranlara, andolsun;
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا ﴿2﴾
vennâşiṭâti neşṭâ.
Yavaşça çekenlere,
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا ﴿3﴾
vessâbiḥâti sebḥâ.
Yüzdükçe yüzenlere,
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا ﴿4﴾
fessâbiḳâti sebḳâ.
Yarıştıkça yarışanlara,
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا ﴿5﴾
felmüdebbirâti emrâ.
Derken iş düzenleyenlere.
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ﴿6﴾
yevme tercüfü-rrâcifeh.
Birinci üflemenin (kainatı) sarstığı,
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ﴿7﴾
tetbe`uhe-rrâdifeh.
Onu ikinci üflemenin takip ettiği gün,
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ ﴿8﴾
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
İşte o gün yürekler kaygıdan oynar,
أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ ﴿9﴾
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
Gözler yorgun düşer.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ ﴿10﴾
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
Diyorlar ki, "Öldükten sonra biz, (dünyadaki) ilk halimize mi döndürüleceğiz,
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً ﴿11﴾
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
(Hem de) çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ ﴿12﴾
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
"O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur" dediler.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ ﴿13﴾
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Bu dönüş, sadece bir seslenmeye bakar.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ﴿14﴾
feiẕâ hüm bissâhirah.
Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ﴿15﴾
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
(Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ﴿16﴾
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Kutsal vadi Tuva'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ﴿17﴾
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
Firavun'a git! Çünkü o çok azdı.
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ﴿18﴾
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
De ki: Nasıl arınmağa gönlün var mı?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ ﴿19﴾
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
Seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ ﴿20﴾
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ﴿21﴾
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
(O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ ﴿22﴾
ŝümme edbera yes`â.
Sonra (inkar için) olanca çabasını göstererek sırtını döndü.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ﴿23﴾
feḥaşera fenâdâ.
Derhal (adamlarını) topladı ve (onlara) bağırdı:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ ﴿24﴾
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ ﴿25﴾
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ ﴿26﴾
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا ﴿27﴾
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti,
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا ﴿28﴾
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Onu yükseltti, düzene koydu,
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا ﴿29﴾
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ﴿30﴾
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Ondan sonra da yerküreyi döşedi,
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا ﴿31﴾
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Yerden suyunu ve otlağını çıkardı,
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا ﴿32﴾
velcibâle ersâhâ.
Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ ﴿33﴾
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ ﴿34﴾
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
Her şeyi alt üst eden o büyük felaket geldiği vakit,
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ ﴿35﴾
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün,
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ﴿36﴾
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir.
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ﴿37﴾
feemmâ men ṭagâ.
Artık kim azmışsa,
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ﴿38﴾
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse,
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ﴿39﴾
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
Şüphesiz cehennem(onun için) tek barınaktır.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ ﴿40﴾
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için,
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ﴿41﴾
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Şüphesiz cennet(onun) yegane barınağıdır.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ﴿42﴾
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ ﴿43﴾
fîme ente min ẕikrâhâ.
Sen onu nereden bilip bildireceksin!
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ﴿44﴾
ilâ rabbike müntehâhâ.
Onun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا ﴿45﴾
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا ﴿46﴾
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.
Arapça Osmanî metin değiştirilmeden Tanzil Project sürüm 1.1’den alınmıştır. Türkçe anlam Diyanet Vakfı meali, okunuş Muhammet Abay çeviriyazısıdır. Meal, Kur’an metninin yerine geçmez.
Tanzil kaynağını aç ↗