بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا ﴿1﴾
velmürselâti `urfâ.
Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
Gönderilenler · 50 ayet
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا ﴿1﴾
velmürselâti `urfâ.
Yemin olsun, (iyiliklerle) birbiri peşinden gönderilenlere;
فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا ﴿2﴾
fel`âṣifâti `aṣfâ.
Şiddetle eserek (zararlıları) savurup atanlara;
وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا ﴿3﴾
vennâşirâti neşrâ.
(Hakikat ve hayırları) yaydıkça yayanlara;
فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا ﴿4﴾
felfâriḳâti ferḳâ.
(Hak ile batılı) birbirinden iyice ayıranlara;
فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا ﴿5﴾
felmülḳiyâti ẕikrâ.
Öğüt telkin edenlere;
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿6﴾
`uẕran ev nüẕrâ.
(Allah'a yönelenleri) arıtmak, (kötüleri) sakındırmak için.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ ﴿7﴾
innemâ tû`adûne levâḳi`.
Bilin ki size vadolunan şey gerçekleşecek!
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿8﴾
feiẕe-nnücûmü ṭumiset.
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ﴿9﴾
veiẕe-ssemâü füricet.
Gökkubbe yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿10﴾
veiẕe-lcibâlü nüsifet.
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿11﴾
veiẕe-rrusülü üḳḳitet.
Peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿12﴾
lieyyi yevmin üccilet.
(Bu alametler) hangi vakte ertelenmiştir?
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ﴿13﴾
liyevmi-lfaṣl.
Ayırım gününe.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ﴿14﴾
vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.
(Resulüm!) Ayırım gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿15﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün (Peygamber'i ve ahireti) yalan sayanların vay haline!
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿16﴾
elem nühliki-l'evvelîn.
Biz, (bunlar gibi inkarcı olan) öncekileri helak etmedik mi?
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ ﴿17﴾
ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.
Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ﴿18﴾
keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz suçlulara böyle yaparız!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿19﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ ﴿20﴾
elem naḫlukküm mim mâim mehîn.
(Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ﴿21﴾
fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.
İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ ﴿22﴾
ilâ ḳaderim ma`lûm.
Belli bir süreye kadar.
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ ﴿23﴾
feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.
Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿24﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün (hakikatleri) yalan sayanların vayhaline!
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿25﴾
elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.
Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا ﴿26﴾
aḥyâev veemvâtâ.
Dirilere ve ölülere.
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا ﴿27﴾
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.
Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik..
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿28﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿29﴾
inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.
(İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ ﴿30﴾
inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.
Üç kola ayrılmış, bir gölgeğe gidin.
لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿31﴾
lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ ﴿32﴾
innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.
O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ ﴿33﴾
keennehû cimâlâtün ṣufr.
Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿34﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿35﴾
hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.
Bu, (kafirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿36﴾
velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.
Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿37﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ﴿38﴾
hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.
(O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ ﴿39﴾
fein kâne leküm keydün fekîdûn.
(Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿40﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ ﴿41﴾
inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.
Şüphesiz (o gün) takva sahipleri, gölgeliklerde ve pınar başlarında,
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿42﴾
vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Canlarının çektiği çeşit çeşit meyveler arasındadırlar.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿43﴾
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
(Kendilerine:) "İşlediklerinizin karşılığı olarak şimdi afiyetle yeyin için" (denir).
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ﴿44﴾
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿45﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ﴿46﴾
külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.
(Ey inkarcılar!) Yeyiniz, (dünyadan) faydalanınız biraz! Gerçek şu ki, sizler suçlusunuz!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿47﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ﴿48﴾
veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.
Onlar, kendilerine: "Allah'ın huzurunda eğilin!" denildiği vakit eğilmezler:
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿49﴾
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ﴿50﴾
febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.
Onlar artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar.
Arapça Osmanî metin değiştirilmeden Tanzil Project sürüm 1.1’den alınmıştır. Türkçe anlam Diyanet Vakfı meali, okunuş Muhammet Abay çeviriyazısıdır. Meal, Kur’an metninin yerine geçmez.
Tanzil kaynağını aç ↗