Ana sayfaKur’anŞuarâ
026 · Mekkî

Şuarâ
Sûresi

Şairler · 227 ayet

سُورَةُالشعراء۝
TAM METİN227 ayet · Mekkî
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ طسٓمٓ

ṭâ-sîn-mîm.

Ta. Sin. Mim.

2

تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ

tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.

Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.

3

لَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ

le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!

4

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَـٰقُهُمْ لَهَا خَـٰضِعِينَ

in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.

Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.

5

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ

vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.

Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

6

فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَـٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.

7

أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.

Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.

8

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişane vardır; ama çoğu iman etmezler.

9

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

10

وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ

veiẕ nâdâ rabbüke mûsâ eni-'ti-lḳavme-żżâlimîn.

Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hala (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.

11

قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ

ḳavme fir`avn. elâ yetteḳûn.

Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hala (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.

12

قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

ḳâle rabbi innî eḫâfü ey yükeẕẕibûn.

Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.

13

وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَـٰرُونَ

veyeḍîḳu ṣadrî velâ yenṭaliḳu lisânî feersil ilâ hârûn.

(Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.

14

وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

velehüm `aleyye ẕembün feeḫâfü ey yaḳtülûn.

Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.

15

قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

ḳâle kellâ. feẕhebâ biâyâtinâ innâ me`aküm müstemi`ûn.

Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.

16

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

fe'tiyâ fir`avne feḳûlâ innâ rasûlü rabbi-l`âlemîn.

Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;

17

أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

en ersil me`anâ benî isrâîl.

İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.

18

قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

ḳâle elem nürabbike fînâ velîdev velebiŝte fînâ min `umürike sinîn.

(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?

19

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ

vefe`alte fa`leteke-lletî fe`alte veente mine-lkâfirîn.

Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!

20

قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

ḳâle fe`altühâ iẕev veenâ mine-ḍḍâllîn.

Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım

21

فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

feferartü minküm lemmâ ḫiftüküm fevehebe lî rabbî ḥukmev vece`alenî mine-lmürselîn.

Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.

22

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

vetilke ni`metün temünnühâ `aleyye en `abbette benî isrâîl.

O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.

23

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

ḳâle fir`avnü vemâ rabbü-l`âlemîn.

Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?

24

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

ḳâle rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.

Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.

25

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

ḳâle limen ḥavlehû elâ testemi`ûn.

(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.

26

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

ḳâle rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.

Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.

27

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

ḳâle inne rasûlekümü-lleẕî ürsile ileyküm lemecnûn.

Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.

28

قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

ḳâle rabbü-lmeşriḳi velmagribi vemâ beynehümâ. in küntüm ta`ḳilûn.

Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.

29

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ

ḳâle leini-tteḫaẕte ilâhen gayrî leec`alenneke mine-lmescûnîn.

Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.

30

قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ

ḳâle evelev ci'tüke bişey'im mübîn.

Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.

31

قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

ḳâle fe'ti bihî in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.

32

فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.

Bunun üzerine Musa asasını atıverdi; bir de ne görsünler, asa apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!

33

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ

veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.

Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!

34

قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ

ḳâle lilmelei ḥavlehû inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!

35

يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm bisiḥrih. femâẕâ te'mürûn.

Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?

36

قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

ḳâlû ercih veeḫâhü veb`aŝ fi-lmedâini ḥâşirîn.

Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;

37

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

ye'tûke bikülli seḥḥârin `alîm.

Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.

38

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

fecümi`a-sseḥaratü limîḳâti yevmim ma`lûm.

Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.

39

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

veḳîle linnâsi hel entüm müctemi`ûn.

Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.

40

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

le`allenâ nettebi`u-sseḥarate in kânû hümü-lgâlibîn.

(Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.

41

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَـٰلِبِينَ

felemmâ câe-sseḥaratü ḳâlû lifir`avne einne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.

Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.

42

قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

ḳâle ne`am veinneküm iẕel lemine-lmüḳarrabîn.

Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.

43

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

ḳâle lehüm mûsâ elḳû mâ entüm mülḳûn.

Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.

44

فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَـٰلِبُونَ

feelḳav ḥibâlehüm ve`iṣiyyehüm veḳâlû bi`izzeti fir`avne innâ lenaḥnü-lgâlibûn.

Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.

45

فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

feelḳâ mûsâ `aṣâhü feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.

Sonra Musa asasını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!

46

فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ

feülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.

(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

47

قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.

"Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.

48

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ

rabbi mûsâ vehârûn.

"Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik".

49

قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

ḳâle âmentüm lehû ḳable en âẕene leküm. innehû lekebîrukümü-lleẕî `allemekümü-ssiḥr. felesevfe ta`lemûn. leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfiv veleüṣallibenneküm ecme`în.

Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!

50

قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

ḳâlû lâ ḍayr. innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.

"Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."

51

إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰيَـٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

innâ naṭme`u ey yagfira lenâ rabbünâ ḫaṭâyânâ en künnâ evvele-lmü'minîn.

"Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız."

52

وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

veevḥaynâ ilâ mûsâ en esri bi`ibâdî inneküm müttebe`ûn.

Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.

53

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ

feersele fir`avnü fi-lmedâini ḥâşirîn.

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

54

إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

inne hâülâi leşirẕimetün ḳalîlûn.

"Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."

55

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ

veinnehüm lenâ legâiżûn.

"(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."

56

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَـٰذِرُونَ

veinnâ lecemî`un ḥâẕirûn.

"Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu).

57

فَأَخْرَجْنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

feaḫracnâhüm min cennâtiv ve`uyûn.

Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.

58

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

vekünûziv vemeḳâmin kerîm.

Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.

59

كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَـٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

keẕâlik. veevraŝnâhâ benî isrâîl.

Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.

60

فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

feetbe`ûhüm müşriḳîn.

Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.

61

فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

felemmâ terâe-lcem`âni ḳâle aṣḥâbü mûsâ innâ lemüdrakûn.

İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.

62

قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ

ḳâle kellâ. inne me`iye rabbî seyehdîn.

Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.

63

فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ

feevḥaynâ ilâ mûsâ eni-ḍrib bi`aṣâke-lbaḥr. fenfeleḳa fekâne küllü firḳin keṭṭavdi-l`ażîm.

Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.

64

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ

veezlefnâ ŝemme-l'âḫarîn.

Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.

65

وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

veenceynâ mûsâ vemem me`ahû ecme`în.

Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.

66

ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

ŝümme agraḳne-l'âḫarîn.

Sonra ötekilerini suda boğduk.

67

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

68

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

69

وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ

vetlü `aleyhim nebee ibrâhîm.

(Resulüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.

70

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ

iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâ ta`büdûn.

Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.

71

قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ

ḳâlû na`büdü aṣnâmen feneżallü lehâ `âkifîn.

"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap verdiler.

72

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

ḳâle hel yesme`ûneküm iẕ ted`ûn.

İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?

73

أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

ev yenfe`ûneküm ev yeḍurrûn.

Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?

74

قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

ḳâlû bel vecednâ âbâenâ keẕâlike yef`alûn.

Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.

75

قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

ḳâle eferaeytüm mâ küntüm ta`büdûn.

İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?

76

أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ

entüm veâbâükümü-l'aḳdemûn.

"İster siz, ister eski atalarınız"

77

فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

feinnehüm `adüvvül lî illâ rabbe-l`âlemîn.

İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (benim dostumdur);

78

ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ

elleẕî ḫaleḳanî fehüve yehdîn.

Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.

79

وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ

velleẕî hüve yuṭ`imünî veyesḳîn.

Beni yediren, içiren O'dur.

80

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

veiẕâ meriḍtü fehüve yeşfîn.

Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.

81

وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ

velleẕî yümîtünî ŝümme yuḥyîn.

Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur.

82

وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ

velleẕî aṭme`u ey yagfira lî ḫaṭîetî yevme-ddîn.

Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.

83

رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ

rabbi heb lî ḥukmev veelḥiḳnî biṣṣâliḥîn.

Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.

84

وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ

vec`al lî lisâne ṣidḳin fi-l'âḫirîn.

Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!

85

وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

vec`alnî miv veraŝeti cenneti-nne`îm.

Beni, Naim cennetinin varislerinden kıl.

86

وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

vagfir liebî innehû kâne mine-ḍḍâllîn.

Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.

87

وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ

velâ tuḫzinî yevme yüb`aŝûn.

(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.

88

يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

yevme lâ yenfe`u mâlüv velâ benûn.

O gün, ne mal fayda verir ne de evlat.

89

إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

illâ men ete-llâhe biḳalbin selîm.

Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).

90

وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîn.

(O gün) cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.

91

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

vebürrizeti-lceḥîmü lilgâvîn.

Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.

92

وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

veḳîle lehüm eyne mâ küntüm ta`büdûn.

Onlara: Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? denilir.

93

مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

min dûni-llâh. hel yenṣurûneküm ev yenteṣirûn.

Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu?.

94

فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ

fekübkibû fîhâ hüm velgâvûn.

Onlar ve azgınlar oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar.

95

وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

vecünûdü iblîse ecme`ûn.

İblis bütün orduları da.

96

قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

ḳâlû vehüm fîhâ yaḫteṣimûn.

Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:

97

تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ

tellâhi in künnâ lefî ḍalâlim mübîn.

Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

98

إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

iẕ nüsevvîküm birabbi-l`âlemîn.

Çünkü biz sizi alemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.

99

وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ

vemâ eḍallenâ ille-lmücrimûn.

Bizi ancak o günahkarlar saptırdı.

100

فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ

femâ lenâ min şâfi`în.

"Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var".

Şuarâ · 100Ayet bağlantısı #
101

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

velâ ṣadîḳin ḥamîm.

"Ne de yakın bir dostumuz".

Şuarâ · 101Ayet bağlantısı #
102

فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

felev enne lenâ kerraten fenekûne mine-lmü'minîn.

Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!

Şuarâ · 102Ayet bağlantısı #
103

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Şuarâ · 103Ayet bağlantısı #
104

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ · 104Ayet bağlantısı #
105

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

keẕẕebet ḳavmü nûḥin-lmürselîn.

Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.

Şuarâ · 105Ayet bağlantısı #
106

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm nûḥun elâ tetteḳûn.

Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Şuarâ · 106Ayet bağlantısı #
107

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

innî leküm rasûlün emîn.

Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Şuarâ · 107Ayet bağlantısı #
108

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şuarâ · 108Ayet bağlantısı #
109

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

Şuarâ · 109Ayet bağlantısı #
110

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

Şuarâ · 110Ayet bağlantısı #
111

قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ

ḳâlû enü'minü leke vettebe`ake-l'erẕelûn.

Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!

Şuarâ · 111Ayet bağlantısı #
112

قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

ḳâle vemâ `ilmî bimâ kânû ya`melûn.

Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.

Şuarâ · 112Ayet bağlantısı #
113

إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ

in ḥisâbühüm illâ `alâ rabbî lev teş`urûn.

Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!

Şuarâ · 113Ayet bağlantısı #
114

وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

vemâ ene biṭâridi-lmü'minîn.

Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.

Şuarâ · 114Ayet bağlantısı #
115

إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

in ene illâ neẕîrum mübîn.

Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

Şuarâ · 115Ayet bağlantısı #
116

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ

ḳâlû leil lem tentehi yâ nûḥu letekûnenne mine-lmercûmîn.

Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!

Şuarâ · 116Ayet bağlantısı #
117

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

ḳâle rabbi inne ḳavmî keẕẕebûn.

Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.

Şuarâ · 117Ayet bağlantısı #
118

فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

feftaḥ beynî vebeynehüm fetḥav veneccinî vemem me`iye mine-lmü'minîn.

Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.

Şuarâ · 118Ayet bağlantısı #
119

فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ

feenceynâhü vemem me`ahû fi-lfülki-lmeşḥûn.

Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.

Şuarâ · 119Ayet bağlantısı #
120

ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ

ŝümme agraḳnâ ba`dü-lbâḳîn.

Sonra da geri kalanları suda boğduk.

Şuarâ · 120Ayet bağlantısı #
121

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Şuarâ · 121Ayet bağlantısı #
122

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ · 122Ayet bağlantısı #
123

كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ

keẕẕebet `âdün-lmürselîn.

Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Şuarâ · 123Ayet bağlantısı #
124

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm hûdün elâ tetteḳûn.

Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Şuarâ · 124Ayet bağlantısı #
125

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

innî leküm rasûlün emîn.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Şuarâ · 125Ayet bağlantısı #
126

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şuarâ · 126Ayet bağlantısı #
127

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

Şuarâ · 127Ayet bağlantısı #
128

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ

etebnûne bikülli rî`in âyeten ta`beŝûn.

Siz her yüksek yere bir alamet dikerek eğleniyor musunuz?

Şuarâ · 128Ayet bağlantısı #
129

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

vetetteḫiẕûne meṣâni`a le`alleküm taḫlüdûn.

Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?

Şuarâ · 129Ayet bağlantısı #
130

وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

veiẕâ beṭaştüm beṭaştüm cebbârîn.

Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?

Şuarâ · 130Ayet bağlantısı #
131

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

Şuarâ · 131Ayet bağlantısı #
132

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

vetteḳu-lleẕî emeddeküm bimâ ta`lemûn.

Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.

Şuarâ · 132Ayet bağlantısı #
133

أَمَدَّكُم بِأَنْعَـٰمٍ وَبَنِينَ

emeddeküm bien`âmiv vebenîn.

"O size verdi: davarlar, oğullar".

Şuarâ · 133Ayet bağlantısı #
134

وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

vecennâtiv ve`uyûn.

"Bahçeler çeşmeler." (Allah'a karşı gelmek) den sakının.

Şuarâ · 134Ayet bağlantısı #
135

إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.

Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.

Şuarâ · 135Ayet bağlantısı #
136

قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ

ḳâlû sevâün `aleynâ eve`ażte em lem teküm mine-lvâ`iżîn.

(Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.

Şuarâ · 136Ayet bağlantısı #
137

إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ

in hâẕâ illâ ḫulüḳu-l'evvelîn.

Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.

Şuarâ · 137Ayet bağlantısı #
138

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn.

Biz azaba uğratılacak da değiliz.

Şuarâ · 138Ayet bağlantısı #
139

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helak ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.

Şuarâ · 139Ayet bağlantısı #
140

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ · 140Ayet bağlantısı #
141

كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ

keẕẕebet ŝemûdü-lmürselîn.

Semud (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Şuarâ · 141Ayet bağlantısı #
142

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm ṣâliḥun elâ tetteḳûn.

Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Şuarâ · 142Ayet bağlantısı #
143

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

innî leküm rasûlün emîn.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Şuarâ · 143Ayet bağlantısı #
144

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şuarâ · 144Ayet bağlantısı #
145

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

Şuarâ · 145Ayet bağlantısı #
146

أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ

etütrakûne fî mâ hâhünâ âminîn.

Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?

Şuarâ · 146Ayet bağlantısı #
147

فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

fî cennâtiv ve`uyûn.

"Böyle bahçelerde, çeşme başlarında?"

Şuarâ · 147Ayet bağlantısı #
148

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

vezürû`iv venaḫlin ṭal`uhâ heḍîm.

"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"

Şuarâ · 148Ayet bağlantısı #
149

وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ

vetenḥitûne mine-lcibâli büyûten fârihîn.

(Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).

Şuarâ · 149Ayet bağlantısı #
150

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

Şuarâ · 150Ayet bağlantısı #
151

وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ

velâ tüṭî`û emra-lmüsrifîn.

"O aşırıların emrine uymayın."

Şuarâ · 151Ayet bağlantısı #
152

ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

elleẕîne yüfsidûne fi-l'arḍi velâ yuṣliḥûn.

"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).

Şuarâ · 152Ayet bağlantısı #
153

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.

Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

Şuarâ · 153Ayet bağlantısı #
154

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

mâ ente illâ beşerum miŝlünâ. fe'ti biâyetin in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.

Şuarâ · 154Ayet bağlantısı #
155

قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

ḳâle hâẕihî nâḳatül lehâ şirbüv veleküm şirbü yevmim ma`lûm.

Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.

Şuarâ · 155Ayet bağlantısı #
156

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbü yevmin `ażîm.

Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.

Şuarâ · 156Ayet bağlantısı #
157

فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَـٰدِمِينَ

fe`aḳarûhâ feaṣbeḥû nâdimîn.

Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.

Şuarâ · 157Ayet bağlantısı #
158

فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

feeḫaẕehümü-l`aẕâb. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Şuarâ · 158Ayet bağlantısı #
159

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ · 159Ayet bağlantısı #
160

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ

keẕẕebet ḳavmü lûṭini-lmürselîn.

Lut kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Şuarâ · 160Ayet bağlantısı #
161

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle lehüm eḫûhüm lûṭun elâ tetteḳûn.

Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Şuarâ · 161Ayet bağlantısı #
162

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

innî leküm rasûlün emîn.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Şuarâ · 162Ayet bağlantısı #
163

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şuarâ · 163Ayet bağlantısı #
164

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

Şuarâ · 164Ayet bağlantısı #
165

أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ

ete'tûne-ẕẕükrâne mine-l`âlemîn.

Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!

Şuarâ · 165Ayet bağlantısı #
166

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

veteẕerûne mâ ḫaleḳa leküm rabbüküm min ezvâciküm. bel entüm ḳavmün `âdûn.

Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!

Şuarâ · 166Ayet bağlantısı #
167

قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ

ḳâlû leil lem tentehi yâ lûṭu letekûnenne mine-lmuḫracîn.

Onlar şöyle dediler: Ey Lut! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!

Şuarâ · 167Ayet bağlantısı #
168

قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ

ḳâle innî li`ameliküm mine-lḳâlîn.

Lut: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!

Şuarâ · 168Ayet bağlantısı #
169

رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ

rabbi neccinî veehlî mimmâ ya`melûn.

Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.

Şuarâ · 169Ayet bağlantısı #
170

فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ

fenecceynâhü veehlehû ecme`în.

Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.

Şuarâ · 170Ayet bağlantısı #
171

إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ

illâ `acûzen fi-lgâbirîn.

Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).

Şuarâ · 171Ayet bağlantısı #
172

ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ

ŝümme demmerne-l'âḫarîn.

Sonra diğerlerini helak ettik.

Şuarâ · 172Ayet bağlantısı #
173

وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ

veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fesâe meṭaru-lmünẕerîn.

Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!

Şuarâ · 173Ayet bağlantısı #
174

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.

Şuarâ · 174Ayet bağlantısı #
175

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ · 175Ayet bağlantısı #
176

كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ

keẕẕebe aṣḥâbü-l'eyketi-lmürselîn.

Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Şuarâ · 176Ayet bağlantısı #
177

إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

iẕ ḳâle lehüm şu`aybün elâ tetteḳûn.

Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Şuarâ · 177Ayet bağlantısı #
178

إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

innî leküm rasûlün emîn.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Şuarâ · 178Ayet bağlantısı #
179

فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

fetteḳu-llâhe veeṭî`ûn.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Şuarâ · 179Ayet bağlantısı #
180

وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

vemâ es'elüküm `aleyhi min ecr. in ecriye illâ `alâ rabbi-l`âlemîn.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.

Şuarâ · 180Ayet bağlantısı #
181

أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ

evfü-lkeyle velâ tekûnû mine-lmuḫsirîn.

Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.

Şuarâ · 181Ayet bağlantısı #
182

وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ

vezinû bilḳisṭâsi-lmüsteḳîm.

Doğru terazi ile tartın.

Şuarâ · 182Ayet bağlantısı #
183

وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.

İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.

Şuarâ · 183Ayet bağlantısı #
184

وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ

vetteḳu-lleẕî ḫaleḳaküm velcibillete-l'evvelîn.

Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.

Şuarâ · 184Ayet bağlantısı #
185

قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ

ḳâlû innemâ ente mine-lmüseḥḥarîn.

Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

Şuarâ · 185Ayet bağlantısı #
186

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ

vemâ ente illâ beşer miŝlünâ vein neżunnüke lemine-lkâẕibîn.

Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.

Şuarâ · 186Ayet bağlantısı #
187

فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ

feesḳiṭ `aleynâ kisefem mine-ssemâi in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.

Şuarâ · 187Ayet bağlantısı #
188

قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

ḳâle rabbî a`lemü bimâ ta`melûn.

Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.

Şuarâ · 188Ayet bağlantısı #
189

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

fekeẕẕebûhü feeḫaẕehüm `aẕâbü yevmi-żżulleh. innehû kâne `aẕâbe yevmin `ażîm.

Velhasıl onu yalancı saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!

Şuarâ · 189Ayet bağlantısı #
190

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Şuarâ · 190Ayet bağlantısı #
191

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şuarâ · 191Ayet bağlantısı #
192

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ

veinnehû letenzîlü rabbi-l`âlemîn.

Muhakkak ki o (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.

Şuarâ · 192Ayet bağlantısı #
193

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ

nezele bihi-rrûḥu-l'emîn.

(Resulüm!) Onu Ruhu'l-emin (Cebrail) indirdi.

Şuarâ · 193Ayet bağlantısı #
194

عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ

`alâ ḳalbike litekûne mine-lmünẕirîn.

Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,

Şuarâ · 194Ayet bağlantısı #
195

بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ

bilisânin `arabiyyim mübîn.

Apaçık Arapça bir dille.

Şuarâ · 195Ayet bağlantısı #
196

وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ

veinnehû lefî zübüri-l'evvelîn.

O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.

Şuarâ · 196Ayet bağlantısı #
197

أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

evelem yekül lehüm âyeten ey ya`lemehû `ulemâü benî isrâîl.

Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

Şuarâ · 197Ayet bağlantısı #
198

وَلَوْ نَزَّلْنَـٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ

velev nezzelnâhü `alâ ba`ḍi-l'a`cemîn.

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,

Şuarâ · 198Ayet bağlantısı #
199

فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ

feḳara'ehû `aleyhim mâ kânû bihî mü'minîn.

Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

Şuarâ · 199Ayet bağlantısı #
200

كَذَٰلِكَ سَلَكْنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

keẕâlike seleknâhü fî ḳulûbi-lmücrimîn.

Onu günahkarların kalplerine böyle soktuk.

Şuarâ · 200Ayet bağlantısı #
201

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

lâ yü'minûne bihî ḥattâ yeravu-l`aẕâbe-l'elîm.

Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Şuarâ · 201Ayet bağlantısı #
202

فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

feye'tiyehüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.

İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

Şuarâ · 202Ayet bağlantısı #
203

فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

feyeḳûlû hel naḥnü münżarûn.

O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.

Şuarâ · 203Ayet bağlantısı #
204

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn.

(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?

Şuarâ · 204Ayet bağlantısı #
205

أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَـٰهُمْ سِنِينَ

eferaeyte im metta`nâhüm sinîn.

Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.

Şuarâ · 205Ayet bağlantısı #
206

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.

Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!

Şuarâ · 206Ayet bağlantısı #
207

مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ

mâ agnâ `anhüm mâ kânû yümette`ûn.

Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.

Şuarâ · 207Ayet bağlantısı #
208

وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

vemâ ehleknâ min ḳaryetin illâ lehâ münẕirûn.

Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.

Şuarâ · 208Ayet bağlantısı #
209

ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ

ẕikrâ. vemâ künnâ żâlimîn.

(Onlar)ihtar edilmiştir ve biz zülmetmiş değilizdir.

Şuarâ · 209Ayet bağlantısı #
210

وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَـٰطِينُ

vemâ tenezzelet bihi-şşeyâṭîn.

O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.

Şuarâ · 210Ayet bağlantısı #
211

وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

vemâ yembegî lehüm vemâ yesteṭî`ûn.

Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.

Şuarâ · 211Ayet bağlantısı #
212

إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

innehüm `ani-ssem`i lema`zûlûn.

Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

Şuarâ · 212Ayet bağlantısı #
213

فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ

felâ ted`u me`a-llâhi ilâhen âḫara fetekûne mine-lmü`aẕẕebîn.

O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!

Şuarâ · 213Ayet bağlantısı #
214

وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ

veenẕir `aşîrateke-l'aḳrabîn.

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

Şuarâ · 214Ayet bağlantısı #
215

وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

vaḫfiḍ cenâḥake limeni-ttebe`ake mine-lmü'minîn.

Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.

Şuarâ · 215Ayet bağlantısı #
216

فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

fein `aṣavke feḳul innî berîüm mimmâ ta`melûn.

Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.

Şuarâ · 216Ayet bağlantısı #
217

وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

vetevekkel `ale-l`azîzi-rraḥîm.

Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

Şuarâ · 217Ayet bağlantısı #
218

ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

elleẕî yerâke ḥîne teḳûm.

O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

Şuarâ · 218Ayet bağlantısı #
219

وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّـٰجِدِينَ

veteḳallübeke fi-ssâcidîn.

Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).

Şuarâ · 219Ayet bağlantısı #
220

إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.

Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.

Şuarâ · 220Ayet bağlantısı #
221

هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَـٰطِينُ

hel ünebbiüküm `alâ men tenezzelü-şşeyâṭîn.

Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?

Şuarâ · 221Ayet bağlantısı #
222

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

tenezzelü `alâ külli effâkin eŝîm.

Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.

Şuarâ · 222Ayet bağlantısı #
223

يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَـٰذِبُونَ

yülḳûne-ssem`a veekŝeruhüm kâẕibûn.

Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.

Şuarâ · 223Ayet bağlantısı #
224

وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ

veşşu`arâü yettebi`uhümü-lgâvûn.

Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.

Şuarâ · 224Ayet bağlantısı #
225

أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

elem tera ennehüm fî külli vâdiy yehîmûn.

Baksana onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.

Şuarâ · 225Ayet bağlantısı #
226

وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

veennehüm yeḳûlûne mâ lâ yef`alûn.

Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.

Şuarâ · 226Ayet bağlantısı #
227

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

ille-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti veẕekerü-llâhe keŝîrav venteṣarû mim ba`di mâ żulimû. veseya`lemü-lleẕîne żalemû eyye münḳalebiy yenḳalibûn.

Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.

Şuarâ · 227Ayet bağlantısı #
KAYNAK VE EMANET

Arapça Osmanî metin değiştirilmeden Tanzil Project sürüm 1.1’den alınmıştır. Türkçe anlam Diyanet Vakfı meali, okunuş Muhammet Abay çeviriyazısıdır. Meal, Kur’an metninin yerine geçmez.

Tanzil kaynağını aç ↗